günler geçer, yine kahrolası kış
gelir tüm yazların, sıcakların, yumuşak kumların üzerinde yalın ayak
koşmaların, gecenin bir yarısı ılık denize atlamaların, upuzun bir kumsalda
şezlonglar üzerinde yukarıdaki altın tozlarını sayarak uyuyakalmaların ardından.
gecenin sabaha yakın bir saati balkonunda oturup tatlı bir şarkı açmışken arka
plana ılık hava yanağını okşadığında ve sen henüz yeni doğmakta olan güneşin
yüzüne vuruşuyla ısınıyorken, elinde bir sigarayla sokak lambalarının sönüşünü
bekleme zamanları çoktan geçti. şimdi “belki aniden çıkar gelir” diye sokağın
başını, gelen arabaların farlarını takip edişine titreyen ellerinden düşen
sigara izmaritlerin eşik edecek. sen buz kesici o soğuktan titrediğini sanarken
aslında bunun nedeni karanlığa kurduğun cümleler, kuramadığın cümleler, içinde
kurulanlar ve kuruyanlar olacak. gökyüzünde yıldızları sayabildiğin, o çok
sevdiğin takımyıldızıyla dertleşebildiğin gecelere şükredecek; diğer günler seni
ısıtacağını sanarak omzuna attıkların aniden uçup düşecek yere, yüzüne vuran o
soğuğun tokadıyla kurumuş dudaklarının arasından o dumanı yağan yağmurların en
tepe noktasına, o gecenin siyahlığına karışmış bulutlara üflemeye çalışacaksın.
içkiler bile titremenin durmasına yardım etmeyecek. bazen öyle vazgeçemeyeceksin
ki balkonundan, saçların esen deli rüzgarla dağılacak balkonunda yalnız
olduğunu fısıldarken. o ince, ağlamaklı sesini bir tek gökyüzü duyacak, yağmur
damlalarıyla sarılacak sana. sırılsıklam olacaksın sonra. evden çıkıp sağanak
altında delice koşmak isteyeceksin. koşacaksın da. varacağın bir yer olmadan,
belki aklındaki tüm düşüncelerinden kurtularak, bu sefer büyük su
birintilerinin üzerinden büyük adımlarla geçmek yerine inadına gireceksin
içine. bir iki adımını o su birikintilerinde daha fazla ıslanmak için
harcayacaksın. saç tellerin yanaklarına yapışmışken akanların göz yaşların mı
yoksa gök yaşları mı olduğuna karar veremeyeceksin. toprak kokusu yüreğine dolacak, göğüs kafesini delecek belki şiddetle. dişlerin birbirine vuracak
sen üşürken, parmak uçların soğuktan yanmaya başlayacak. içindeki yangını
düşüneceksin sonra. patlamakta olan bir volkanı bir kova suyla söndürmeye
çalışmak yaptığın, hiçbir sağanak bastıramayacak.
oysa sevmezdin yağmurları, o'ysa severdi yağmurları.
bir cuma gecesi evinde oturup yalnızlıktan kırılan, hem yalnızlığı seven hem yalnızlıktan şikayet eden ve bunu kendinde anormallik olarak nitelendiren insanlardansa, sokaklarda kalabalıklar içinde yalnızlıktan; soğuktan değil üstelik içinde olan yangınlardan üşüyen, titreyen buna rağmen elinde bilgisayarı, kitabı mekan mekan gezen biri olmak insanı daha fazla normallikten uzaklaştırıyor.
oysa sevmezdin yağmurları, o'ysa severdi yağmurları.
bir cuma gecesi evinde oturup yalnızlıktan kırılan, hem yalnızlığı seven hem yalnızlıktan şikayet eden ve bunu kendinde anormallik olarak nitelendiren insanlardansa, sokaklarda kalabalıklar içinde yalnızlıktan; soğuktan değil üstelik içinde olan yangınlardan üşüyen, titreyen buna rağmen elinde bilgisayarı, kitabı mekan mekan gezen biri olmak insanı daha fazla normallikten uzaklaştırıyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder