1 Aralık 2017 Cuma

günler geçer, yine kahrolası kış gelir tüm yazların, sıcakların, yumuşak kumların üzerinde yalın ayak koşmaların, gecenin bir yarısı ılık denize atlamaların, upuzun bir kumsalda şezlonglar üzerinde yukarıdaki altın tozlarını sayarak uyuyakalmaların ardından. gecenin sabaha yakın bir saati balkonunda oturup tatlı bir şarkı açmışken arka plana ılık hava yanağını okşadığında ve sen henüz yeni doğmakta olan güneşin yüzüne vuruşuyla ısınıyorken, elinde bir sigarayla sokak lambalarının sönüşünü bekleme zamanları çoktan geçti. şimdi “belki aniden çıkar gelir” diye sokağın başını, gelen arabaların farlarını takip edişine titreyen ellerinden düşen sigara izmaritlerin eşik edecek. sen buz kesici o soğuktan titrediğini sanarken aslında bunun nedeni karanlığa kurduğun cümleler, kuramadığın cümleler, içinde kurulanlar ve kuruyanlar olacak. gökyüzünde yıldızları sayabildiğin, o çok sevdiğin takımyıldızıyla dertleşebildiğin gecelere şükredecek; diğer günler seni ısıtacağını sanarak omzuna attıkların aniden uçup düşecek yere, yüzüne vuran o soğuğun tokadıyla kurumuş dudaklarının arasından o dumanı yağan yağmurların en tepe noktasına, o gecenin siyahlığına karışmış bulutlara üflemeye çalışacaksın. içkiler bile titremenin durmasına yardım etmeyecek. bazen öyle vazgeçemeyeceksin ki balkonundan, saçların esen deli rüzgarla dağılacak balkonunda yalnız olduğunu fısıldarken. o ince, ağlamaklı sesini bir tek gökyüzü duyacak, yağmur damlalarıyla sarılacak sana. sırılsıklam olacaksın sonra. evden çıkıp sağanak altında delice koşmak isteyeceksin. koşacaksın da. varacağın bir yer olmadan, belki aklındaki tüm düşüncelerinden kurtularak, bu sefer büyük su birintilerinin üzerinden büyük adımlarla geçmek yerine inadına gireceksin içine. bir iki adımını o su birikintilerinde daha fazla ıslanmak için harcayacaksın. saç tellerin yanaklarına yapışmışken akanların göz yaşların mı yoksa gök yaşları mı olduğuna karar veremeyeceksin. toprak kokusu yüreğine dolacak, göğüs kafesini delecek  belki şiddetle. dişlerin birbirine vuracak sen üşürken, parmak uçların soğuktan yanmaya başlayacak. içindeki yangını düşüneceksin sonra. patlamakta olan bir volkanı bir kova suyla söndürmeye çalışmak yaptığın, hiçbir sağanak bastıramayacak.
oysa sevmezdin yağmurları, o'ysa severdi yağmurları. 

bir cuma gecesi evinde oturup yalnızlıktan kırılan, hem yalnızlığı seven hem yalnızlıktan şikayet eden ve bunu kendinde anormallik olarak nitelendiren insanlardansa, sokaklarda kalabalıklar içinde yalnızlıktan; soğuktan değil üstelik içinde olan yangınlardan üşüyen, titreyen buna rağmen elinde bilgisayarı, kitabı mekan mekan gezen biri olmak insanı daha fazla normallikten uzaklaştırıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder