gözlerimi
hafifçe aralayarak üzerimdeki battaniyeyi minik ellerimle ittirdiğimi
anımsıyorum. kulaklarım çıtırtı sesleriyle doluyor. henüz yeni aydınlanmakta
olan bir hava var, odanın genelini aydınlatan turuncu hareketli ışık farklı bir
elin perdeleri açmasıyla yerini beyaz buruk bir beyazlığa bırakıyor. kafamı
uzatıp bakıyorum, dışarısı bembeyaz bir örtüyle kaplı. yumuşak bir el okşuyor
saçlarımı, “uyan” diye fısıldayan bir sesin sahibi. sıcacık bir odanın içinde
uyanıyorum. o küçücük yüreğime huzur doluyor. sonra yavaşça yataktan
kalkıyorum. ayağımda rengarenk yünlerle örülü patiklerim var. yeleğimi giyip
oturuyorum sobanın hemen yanına, önce ayaklarımı dayıyorum demir gövdesine. en
iyi arkadaşım aynı zamanda, oturup konuşmaya başlıyorum onunla. bir günaydın
paylaşıyoruz, cümlelerime içerisinde düşen odunların sesleri cevap veriyor.hayatımın herhangibir alanında, herhangibir zamanında aniden kafamın içine, gözlerimin önüne düşen önemli veya önemsiz anılar topluluğu var. ne kadar batarsam dibe veya ne kadar çıkarsam üzerine, o anılar benim şuanıma huzur ve mutluluk kelimeleriyle yerleşiyor. çocukluğuma dair çok şeyi özlüyorum. aniden, bıçak gibi kesilen o döneme hala dönme, o dönemi yavaş yavaş, keyfini ala ala bitirme isteklerimle savaşıyorum hala. sadece bir soba, beni hala çocukluğuma çekme gücüne sahip kavramlardan sadece biri. soba öğretir. orada, uzaklarda duran kuvvetli bir kaynak vardır. dışarıda gökyüzü çocuklara olan hediyelerini kar olarak dağıtıyorken; o hediyeleri sevinçle kapmış, heyecanla kar topu oynamış, ayaklarında kat kat çorap olmasına ragmen parmakların ıslanmış, o kadar çok kalmışsın ki o soğuğun kucağında, burnunun ucu ve parmakların buz tutmuş, berenin dağıttığı saçların ıslanmış, dişlerin birbirine vuruyorken eve koşup sobanın yanına yanaştığında huzuru öğrenirsin. aniden tüm yorgunluğunu alır, tatlı bir mahmurluk çöker. kedi gibi kafanı gövdene, patilerini birbirine sararak sobanın yanında uyumak istersin. çok uzaklaşırsan daha çok titrer, çok yaklaşırsan yanarsın. "dokunma!" denmesine rağmen her çocuk dokunmuştur sobaya, yanmak da bir tecrübedir. "yanarsın!" diyenin sözüne güvenmeyi öğrenirsin. yediğin meyveler sonrası o portakal kabuğu sobanın üzerine konur, kokusu odaya yayılır ve henüz ısınmakta olan o soğuktan kızarmış burnuna dokunurken; atılmakta olan, artık bir gereği önemi olmayan bir şeyin bile küçük bir dokunuşunla nasıl yeniden önem kazanabileceğini gösterir, ki hayatta soyut örneği çok. birliktir. istediğin kadar çok oda olsun evde, evdeki herkes bir soba başında toplanır. müziktir, içindeki odunların çıtırtısı ayrı bir melodi verirken kulağına, ıslak ellerini sobanın üzerine sirkeleyerek yeni melodiler yarattığındır. gerçekten zahmetli olanın değerli olduğudur. kurması ayrı, yakacak toplaması ayrı, yakması ayrı, alevlendirmesi ayrı ellerdeyse yardımlaşmadır. yardımlaşmayı kıskanır ve o güçlü ellerin sahiplerini ilahlaştırırsın çocuk aklınla. ateşle tanışmandır, ateşi izleyerek uykuya dalışlarında hayallerini arttırırsın. her hareketi bir karakter olur aklında. babanı ellerinden ateş çıkaran dev bir süper kahramana benzetir, sobayı yaktığında sevinip boynuna atlarsın bir pelerine takılıp düşme korkusuyla, dikkatlice. ardından büyüyüp doğal gazlı, klimalı o evlerde bir başına kalıp çocukluğuna ait yazılar yazmaya başladığında sobaya sayfalar yettiremeyeceğini anlarsın. odalar soğuktur otuz derece bile olsa, portakal kabuklarını atmaya kıyamayıp bir kek yaparsın. ve aslolan hep sevgidir. aslında çocukluğuma dair en çok özlediğim, en büyük kavram sevgi. kimsenin senden bir çıkarı beklentisi olmadan, seni türlü entrika ve işlere bulaştırmadan, yalnızca nefes alışına bile her gece yeniden şükrederek, doğrularınla ve henüz öğrenmekte olduğun yeni yanlışlarınla -ki senden bir adım atmadan önce doğru mu yanlış mı olduğunu düşün bile demiyorlar ve bu seçim seni oldukça kör noktalara bile sürüklemiyordu- sadece seni sen olduğun için sevebilmeleri. sarılabilmeleri. her beklentin karşılandığı için diğer insanları beklentisizce karşılıksızca sevebilmen. hiçbir şey yapmadan öylece dursalar bile sevmeye devam etmen ve bu durumdan asla şikayet etmemen. çocukken sevgin, asla sönmeyecek bir soba gibi çünkü. ve sonunda, çocuk gibi sevebilmek ve çocuk gibi sevilmek kavramları dünyayı yönetsin!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder