11 Aralık 2017 Pazartesi

"bulutlara bastım" dedi kadın, "mutluluğu da gördüm hüznü de, coşkuyu da gördüm korkuyu da..." adam sol kolunun üzerine kafasını yaslamış, sağ eliyle içki şişesini tutarken kadının sesiyle aniden irkildi. kafasını ağırlıkla kaldırdığında kolunun izi alnında kırmızılık yaratmıştı. gözlerini kısarak kadını görmeye çalıştı. "dibini gördüm" dedi sarhoş sesiyle, "mutluluğu da gördüm hüznü de, coşkuyu da gördüm korkuyu da..." kadın adamın karşısındaki sandalyeyi çekerken, garsona eliyle adamın içtiğinin aynısından getirmesini anlattı. garson kafasıyla kadını onayladıktan sonra bara doğru yöneldi. adamın rastgele hayali çizgilerle kafasına götürdüğü şişeyi kadın tuttu nazikçe, "yeter" dedi kadın, "daha fazla" dedi adam. garsonun getirdiği şişeyi aniden kafasına kaldırıp, nefes almadan içmeye başladı kadın. "yeter" dedi adam, masanın üzerinden yorgunlukla kadının elindeki şişeye yönelerek.. yumruk mezesi yaptı kadın, "daha fazla" diye ekleyerek....
  
daha fazla be daha fazla... daha fazla acı getir bana garson, daha fazla coşku, daha fazla heyecan ve daha fazla hayal kırıklığı.... derler ki garson, her şeyin fazlası zarar, her şeyin fazlası aynı.. her şeyin fazlasından getir bana, her şeyin aynısından, aynasından gördüğüm hayatı duvarında çizerim, gökyüzünü deler yıldızları silerim. silerim hüzünleri yerle bir eder romayı giderim. giderim giderim hayallerden gelirim gerçeklerden...
   
....dedi adam her cümlesinde değişen duygulara sahipti. bir cümlede elinde tuttuğu şişeyi sağa ve sola sallıyordu, birinde dirseğini masaya dayayarak sol avucuyla yüzünü tutarken sağ eliyle şişeyle oynuyordu. garson, adamın bu haline şaşkınlıkla bakıp, kendisini çağırıyor olup olmadığını çözmeye çalışırken uzaklardan, kadın sanki adamın hep bu halinde yanındaymış gibi sakinlikle, olağanlıkla bekliyordu. adam sakinlikle kafasını tekrar masaya, kolunun üzerine koyduğunda kadın aniden bağırmaya başladı: "daha fazla be daha fazla! bana daha fazla göz gerek garson! daha fazla mutluluk, daha fazla korku! derler ki  garson herşey kararında kar.. hiçbir şeyin azından getir bana garson..." kadının başta güçlü, kuvvetli giden sesi zamanla ninni tonlamasına, yumuşak bir dokunuşa dönüştü, iki kolunu masanın üzerinde birleştirip çenesini kollarına dayadı kadın, hemen önündeki adamın kafasını kaldırmayışına konuştu: "bu ayyaş adamın sildiği yıldızları, ben yerine ilmek ilmek işlerim..."
  
adam kafasını yavaşça çevirdiğinde, masada, kollarının üzerinde duran iki yüzün arasında sadece birkaç dakika kalmıştı. kadının yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı, adam kadının yüzüyle bu kadar yakın olunca irkildi, sandalyeye yaslandı. halinden epey yorgun olduğu görülüyordu. bir süre kafasını tavana kaldırıp, gözleri kapalı bekledikten sonra ayağa kalktı. üzerinde uçuk mavi bir gömlek vardı, bir kısmı pantolonun içinde, buruşuk diğer kısmı dışarı çıkmıştı. arka cebinden cüzdanını çıkardı, ayakta dururken sallanıyordu. hesabın ederinden daha fazla para çıkardı, alkolün etkisiyle kısılan gözlerini açıp, parayı yakından inceledikten sonra, işaret ve orta parmağıyla masaya fırlattı. neredeyse, duruşunu hala bozmamış kadının suratına gelecekti, paranın masaya düştüğü an kadın doğruldu. adam sallana sallana sokağa çıktı, kadın da arkasından onu izliyordu. üzerindeki gömlek ütülüyken, elinde tutup omzundan sallandırdığı ceketi üzerindeyken, saçları şimdiki gibi kabarık ve karışık değilken ve ceketin cebinden bir kısmı sallanan kravatı takılıyken ve düzgün yürüyorken adamı hayal etti kadın, hayale o kadar dalmıştı ki adamın önünde durup, kadına bakıyor olduğunu sonradan fark etti. “nereye geliyorsun?” dedi adam, “sen nereye gidersen oraya” dedi kadın. kadın, gözlerine derinden bakıyorken, adamın aklından o anda milyonlarca düşünce geçiyordu, bu düşüncelerden biri kadının neden onu takip ettiğiydi, eğer cevap vermez ve yoluna devam ederse, kadının da sıkılıp yoluna gidebileceğini düşündü. bir elini cebine sokarak, sokağın orasındaki hayali çizgide yürümeye çalışarak, yoluna devam etti ancak düşüncesinden farklı bir şey oluyordu. kadın, adamı dakikalarca takip etti. caddeler, ara sokaklar sonra, “evine git” dedi adam, kadının hala arkasından geldiğini düşünerek. sesi boş sokakta yankılandı, sokakta kendisinden başka ses yoktu. adımlarını durdurdu, bir ayağı havada kaldı. kadının orada olup olmadığından emin olmak istedi, kadın orada yoktu. irkilerek arkasına döndü. gözleri bir süre boş sokağı taradı. bir sağa, bir sola döndü adam, kadını göremedi. bir anda omuzları düştü. kafasındaki ve kanındaki alkolün etkisiyle bir hayal mi görmüştü? bir elinde tuttuğu ceketi kolunun arasına sıkıştırarak, kafasını kaldırım taşlarına eğdi. adımları biraz daha yavaş, biraz daha çaresizce, boş boş yürümeye devam ediyordu.  sokağın köşesindeki binadan döndükten sonra, birkaç adım karşısında kadını gördü. omuzları biraz daha yükseldi, kadın da suratındaki o belirsiz gülümsemesiyle ona bakıyordu. adam kadından,  kadın adamdan bekliyordu bir cümle kurmasını. ikisi de birkaç uzun saniyelik bekleyişten sonra aynı anda küçük bir adım attılar, bu tesadüfe ikisi de şaşırmıştı. “gidecek bir yerin yok, değil mi?” diye sordu kadın, cevabını biliyordu. “benim de…” diye ekledi, adamın cevabını beklemeden. “gelme benimle” dedi adam, tüm huysuzluğuyla. arkasını döndü, bir adım atacakken kadın, sesiyle onu durdurdu. “seninle gelmemi istemiyor olsan, az önce o sokağın ortasında nereye gittiğimi aramazdın saniyelerce.” adam anlamaya çalıştığı şeylerle birlikte yürümeye başladı. kadın birkaç seri adımla adamın yanına gelerek, onunla aynı adımlarla yürümeye başladı. “seni bu halinle bırakacağımı sanıyorsan yanılıyorsun, seninle hiçbir yere giderim.”  birkaç dakika sonra gün aydınlanmaya başladı, birkaç sokak daha geçtikten sonra, deniz kenarında bir bankta yer buldular yan yana. 
         
adam vücudundaki birkaç ağrıyla doğruldu yattığı banktan. başı ağrıyordu, bir eliyle kalkışıyla zonklamaya başlayan alnını tuttu. bir eliyle de beline destek verdi. üzerinde örtülü olan ceketi, kayarak yere düştü. önünden birçok insan bir sağa bir sola geçiyordu, insanları fark edince gözlerini açtı, saatine baktı. neler olduğunu hatırlamaya çalışıyorken kadın aklına geldi. etrafına bakındı hızla. yaşadığı hiçbir şeyi, kadının cümlelerini unutmamıştı. en son hatırladığı şey muhabbet ederlerken, kadının dizlerinde, saçlarını okşayarak uykuya kaldığıydı. ne huzurlu bir uykuydu oysa, ne huzur dolu bir kadındı… gözleri bir süre insanların arasından, durgun denizi izledi. güneşin ışıklarının sular arasındaki parıldamasını izledi. yere düşen ceketini kaldırdı, iç ceplerini kontrol ettikten sonra ufak bir defter çıkardı. ortalarına gelerek boş bir sayfa açtı, birkaç satırla kadını yazdı: “bir hoşça kal’la birlikte geri döneceğin saati söyleseydin, ben sonsuza kadar o saatte seni beklerdim.” 

Nisan 2015
yarım kalan bir hikayenin günler sonra tamamlanması, 
yıllar sonra yayınlanması ile.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder