"bulutlara
bastım" dedi kadın, "mutluluğu da gördüm hüznü de, coşkuyu da gördüm
korkuyu da..." adam sol kolunun üzerine kafasını yaslamış, sağ eliyle içki şişesini tutarken kadının sesiyle aniden irkildi. kafasını ağırlıkla
kaldırdığında kolunun izi alnında kırmızılık yaratmıştı. gözlerini kısarak
kadını görmeye çalıştı. "dibini gördüm" dedi sarhoş sesiyle,
"mutluluğu da gördüm hüznü de, coşkuyu da gördüm korkuyu da..." kadın
adamın karşısındaki sandalyeyi çekerken, garsona eliyle adamın içtiğinin
aynısından getirmesini anlattı. garson kafasıyla kadını onayladıktan sonra bara
doğru yöneldi. adamın rastgele hayali çizgilerle kafasına götürdüğü şişeyi
kadın tuttu nazikçe, "yeter" dedi kadın, "daha fazla" dedi
adam. garsonun getirdiği şişeyi aniden kafasına kaldırıp, nefes almadan içmeye
başladı kadın. "yeter" dedi adam, masanın üzerinden yorgunlukla
kadının elindeki şişeye yönelerek.. yumruk mezesi yaptı kadın, "daha
fazla" diye ekleyerek....
daha
fazla be daha fazla... daha fazla acı getir bana garson, daha fazla coşku, daha
fazla heyecan ve daha fazla hayal kırıklığı.... derler ki garson, her şeyin
fazlası zarar, her şeyin fazlası aynı.. her şeyin fazlasından getir bana, her
şeyin aynısından, aynasından gördüğüm hayatı duvarında çizerim, gökyüzünü deler
yıldızları silerim. silerim hüzünleri yerle bir eder romayı giderim. giderim
giderim hayallerden gelirim gerçeklerden...
....dedi adam
her cümlesinde değişen duygulara sahipti. bir cümlede elinde tuttuğu şişeyi
sağa ve sola sallıyordu, birinde dirseğini masaya dayayarak sol avucuyla yüzünü tutarken sağ eliyle şişeyle oynuyordu. garson, adamın bu haline şaşkınlıkla bakıp, kendisini çağırıyor olup olmadığını çözmeye çalışırken uzaklardan, kadın
sanki adamın hep bu halinde yanındaymış gibi sakinlikle, olağanlıkla
bekliyordu. adam sakinlikle kafasını tekrar masaya, kolunun üzerine koyduğunda
kadın aniden bağırmaya başladı: "daha fazla be daha fazla! bana daha fazla
göz gerek garson! daha fazla mutluluk, daha fazla korku! derler ki garson herşey kararında kar.. hiçbir şeyin azından
getir bana garson..." kadının başta güçlü, kuvvetli giden sesi zamanla
ninni tonlamasına, yumuşak bir dokunuşa dönüştü, iki kolunu masanın üzerinde
birleştirip çenesini kollarına dayadı kadın, hemen önündeki adamın kafasını kaldırmayışına konuştu: "bu ayyaş adamın sildiği yıldızları, ben yerine
ilmek ilmek işlerim..."
adam kafasını
yavaşça çevirdiğinde, masada, kollarının üzerinde duran iki yüzün arasında
sadece birkaç dakika kalmıştı. kadının yüzünde belli belirsiz bir gülümseme
vardı, adam kadının yüzüyle bu kadar yakın olunca irkildi, sandalyeye yaslandı.
halinden epey yorgun olduğu görülüyordu. bir süre kafasını tavana kaldırıp,
gözleri kapalı bekledikten sonra ayağa kalktı. üzerinde uçuk mavi bir gömlek
vardı, bir kısmı pantolonun içinde, buruşuk diğer kısmı dışarı çıkmıştı. arka
cebinden cüzdanını çıkardı, ayakta dururken sallanıyordu. hesabın ederinden
daha fazla para çıkardı, alkolün etkisiyle kısılan gözlerini açıp, parayı
yakından inceledikten sonra, işaret ve orta parmağıyla masaya fırlattı.
neredeyse, duruşunu hala bozmamış kadının suratına gelecekti, paranın masaya
düştüğü an kadın doğruldu. adam sallana sallana sokağa çıktı, kadın da
arkasından onu izliyordu. üzerindeki gömlek ütülüyken, elinde tutup omzundan
sallandırdığı ceketi üzerindeyken, saçları şimdiki gibi kabarık ve karışık
değilken ve ceketin cebinden bir kısmı sallanan kravatı takılıyken ve düzgün
yürüyorken adamı hayal etti kadın, hayale o kadar dalmıştı ki adamın önünde
durup, kadına bakıyor olduğunu sonradan fark etti. “nereye geliyorsun?” dedi
adam, “sen nereye gidersen oraya” dedi kadın. kadın, gözlerine derinden
bakıyorken, adamın aklından o anda milyonlarca düşünce geçiyordu, bu
düşüncelerden biri kadının neden onu takip ettiğiydi, eğer cevap vermez ve
yoluna devam ederse, kadının da sıkılıp yoluna gidebileceğini düşündü. bir
elini cebine sokarak, sokağın orasındaki hayali çizgide yürümeye çalışarak,
yoluna devam etti ancak düşüncesinden farklı bir şey oluyordu. kadın, adamı
dakikalarca takip etti. caddeler, ara sokaklar sonra, “evine git” dedi adam,
kadının hala arkasından geldiğini düşünerek. sesi boş sokakta yankılandı,
sokakta kendisinden başka ses yoktu. adımlarını durdurdu, bir ayağı havada
kaldı. kadının orada olup olmadığından emin olmak istedi, kadın orada yoktu.
irkilerek arkasına döndü. gözleri bir süre boş sokağı taradı. bir sağa, bir
sola döndü adam, kadını göremedi. bir anda omuzları düştü. kafasındaki ve
kanındaki alkolün etkisiyle bir hayal mi görmüştü? bir elinde tuttuğu ceketi
kolunun arasına sıkıştırarak, kafasını kaldırım taşlarına eğdi. adımları biraz
daha yavaş, biraz daha çaresizce, boş boş yürümeye devam ediyordu. sokağın köşesindeki binadan döndükten sonra,
birkaç adım karşısında kadını gördü. omuzları biraz daha yükseldi, kadın da
suratındaki o belirsiz gülümsemesiyle ona bakıyordu. adam kadından, kadın adamdan bekliyordu bir cümle kurmasını.
ikisi de birkaç uzun saniyelik bekleyişten sonra aynı anda küçük bir adım attılar,
bu tesadüfe ikisi de şaşırmıştı. “gidecek bir yerin yok, değil mi?” diye sordu
kadın, cevabını biliyordu. “benim de…” diye ekledi, adamın cevabını beklemeden.
“gelme benimle” dedi adam, tüm huysuzluğuyla. arkasını döndü, bir adım
atacakken kadın, sesiyle onu durdurdu. “seninle gelmemi istemiyor olsan, az
önce o sokağın ortasında nereye gittiğimi aramazdın saniyelerce.” adam anlamaya
çalıştığı şeylerle birlikte yürümeye başladı. kadın birkaç seri adımla adamın
yanına gelerek, onunla aynı adımlarla yürümeye başladı. “seni bu halinle
bırakacağımı sanıyorsan yanılıyorsun, seninle hiçbir yere giderim.” birkaç dakika sonra gün aydınlanmaya başladı,
birkaç sokak daha geçtikten sonra, deniz kenarında bir bankta yer buldular yan
yana.
adam vücudundaki
birkaç ağrıyla doğruldu yattığı banktan. başı ağrıyordu, bir eliyle kalkışıyla
zonklamaya başlayan alnını tuttu. bir eliyle de beline destek verdi. üzerinde
örtülü olan ceketi, kayarak yere düştü. önünden birçok insan bir sağa bir sola
geçiyordu, insanları fark edince gözlerini açtı, saatine baktı. neler olduğunu
hatırlamaya çalışıyorken kadın aklına geldi. etrafına bakındı hızla. yaşadığı
hiçbir şeyi, kadının cümlelerini unutmamıştı. en son hatırladığı şey muhabbet
ederlerken, kadının dizlerinde, saçlarını okşayarak uykuya kaldığıydı. ne
huzurlu bir uykuydu oysa, ne huzur dolu bir kadındı… gözleri bir süre
insanların arasından, durgun denizi izledi. güneşin ışıklarının sular
arasındaki parıldamasını izledi. yere düşen ceketini kaldırdı, iç ceplerini
kontrol ettikten sonra ufak bir defter çıkardı. ortalarına gelerek boş bir
sayfa açtı, birkaç satırla kadını yazdı: “bir hoşça kal’la birlikte geri
döneceğin saati söyleseydin, ben sonsuza kadar o saatte seni beklerdim.”
Nisan 2015
yarım kalan bir hikayenin günler sonra tamamlanması,
yıllar sonra yayınlanması ile.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder