1 Eylül 2017 Cuma


gözlerini yavaşça açtı, bir eliyle doğrulmaya çalışırken bir eliyle ağrıyan başını tutmaya çalışıyordu. inanılmaz bir uğultu vardı. yerin komple cam olduğunu hissetti. aniden etrafına baktı korkmuş gözlerle, dört tarafı da camla çevriliydi. kırılacak veya açılacak bir şeye benzemiyordu. bir kapısı da penceresi de yoktu üstelik. ayağa fırlayıp cama yaklaştı, dokundu. gözlerini biraz daha yaklaştırdı. aniden önünden kocaman parlak bir karartı geçti. o karartının paniği ile geriye doğru hamle yaptı, ayağı kaydı ve arkasındaki cama çarptı. bu çarpmayla içinde bulunduğu cam sallanmaya başladı. arkasını dönüp dışarıyı izlemeye başladı. biraz daha uzaktan, daha az korkutucu haliyle geçen o kocaman şeyleri izledi. “bunlar…” diye fısıldadı. bu nasıl mümkün olabilirdi? “bunlar, ayakkabılar!” gözlerinin önünden geçen ayakkabılar neredeyse kendisinden bin katı büyüklerdi. yukarı doğru bakmaya başladıkça insanları fark etti. dev gibi insanlar vardı. kafasını yukarı kaldırdıkça gökyüzünü sadece ufak bir dairenin içerisinden görebildiğini fark etti. bu bir cam şişeydi! bir şişenin içerisine hapsolmuştu. o an insanların aslında normal boyutta olduğunu, ancak kendisinin küçüldüğünü fark etti. ellerine ve bedenine baktı. her şey normal görünüyordu. gözlerine inanamıyordu. bu şişenin içerisinden nasıl çıkacaktı? peki bu şişeden çıktıktan sonra ne yapacaktı? hiçbir fikri yoktu. olduğu yere oturarak ağlamaya başladı. saatlerce ağladıkça gözyaşları şişenin dibinde birikti. hava karardı. insanların adımları seyrekleşti. zamanla daha az insan şişenin etrafından geçmeye başladı. etraftaki ışıkların bir çoğu söndü. ayağa kalkıp etrafı izlediği sırada büyük bir karartının ona yaklaşmakta olduğunu gördü. korkuyla camın diğer tarafına giderek iki elini kocaman açıp bağırmaya başladı. koca karartı aniden durdu. içinde bulunduğu cam şişeyi bir el kavradı, usulca yerden aldı. camın dışında kendisini izleyen büyük mavi bir göz vardı. bu mavi göz sokaklarda yaşayan alkolik yaşlı bir adama aitti. adam güçlükle banka oturdu, şişeyi avucuna doğru çevirerek içinden çıkmasına yardım etti. camın üzerinde sürünerek şişeden çıktı. “inanamıyorum, içeride havasızlıktan neredeyse öleceğim sandım. sen bana tekme mi atacaktın?” bir insanın avucunda duruyorken adama kızgınlıkla bakıyordu, adam çok daha şaşkındı. “sen, sen insan mısın?” adamın şaşkınlıkla kendisine bakan yüzüne doğru eğildi. “en az senin kadar insanım, ama bu haldeyim, bugün biraz uyuyayım dedim, uyandığımda bir şişenin içindeydim.” yaşlı adam büyük bir kahkaha patlattı. diğer eliyle ceketinin cebinden bir şarap şişesi çıkardı. “sanırım bu mereti daha fazla içmemeliyim.”…. klavyeyi elinden bırakarak iki eli arasına aldı kafasını, “sanırım daha fazla yazmaya devam etmemeliyim” dedi. son zamanlarda yaşadıklarını betimlemekte zorlanıyordu. aslında masal yazmak için başladığı bu yazı biraz daha hayatın gerçeklerine dönüşüyordu. “düşüncelerimi kaybettim” dedi, “cümlelerimi, beni olduğum bu odadan uzayın derinliklerine atabilen hayal gücümü kaybettim.” tıpkı o şişenin içerisinde küçücük bedeniyle hapsolmuş gibi hissediyordu. diğer tüm insanlar, tüm hayat kendisinden çok fazla büyük geliyordu. önce yaşamak için doğru yerde olmadığını düşündü, sonra da doğru bedende. korku insana yaşadığını hissettirirdi, yaşamayı fazlasıyla hissediyordu. oturduğu yerden kalkarak yatağına uzandı, kendisine sarıldı. yere düşen bir şişenin sesiyle uyandı aniden. gözlerini açtığında yatağında değildi. yeni aydınlanan bir gün ile sokakta bir bankta doğruldu yerinden. yere bir şarap şişesi düşmüştü. elleri yaşlı bir adamın elleriyle aynıydı. üzerinde eski yırtık kirli kıyafetler vardı. kafasında hiçbir düşünce yoktu ve huzurlu uyanmıştı. o an etrafa bakarak seslendi: evreka!

Eylül 2017
geçmişten gelen yazılar demeti serisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder