gözlerini yavaşça açtı, bir eliyle doğrulmaya çalışırken bir
eliyle ağrıyan başını tutmaya çalışıyordu. inanılmaz bir uğultu vardı. yerin
komple cam olduğunu hissetti. aniden etrafına baktı korkmuş gözlerle, dört
tarafı da camla çevriliydi. kırılacak veya açılacak bir şeye benzemiyordu. bir
kapısı da penceresi de yoktu üstelik. ayağa fırlayıp cama yaklaştı, dokundu.
gözlerini biraz daha yaklaştırdı. aniden önünden kocaman parlak bir karartı
geçti. o karartının paniği ile geriye doğru hamle yaptı, ayağı kaydı ve
arkasındaki cama çarptı. bu çarpmayla içinde bulunduğu cam sallanmaya başladı.
arkasını dönüp dışarıyı izlemeye başladı. biraz daha uzaktan, daha az korkutucu
haliyle geçen o kocaman şeyleri izledi. “bunlar…” diye fısıldadı. bu nasıl
mümkün olabilirdi? “bunlar, ayakkabılar!” gözlerinin önünden geçen ayakkabılar
neredeyse kendisinden bin katı büyüklerdi. yukarı doğru bakmaya başladıkça
insanları fark etti. dev gibi insanlar vardı. kafasını yukarı kaldırdıkça
gökyüzünü sadece ufak bir dairenin içerisinden görebildiğini fark etti. bu bir
cam şişeydi! bir şişenin içerisine hapsolmuştu. o an insanların aslında normal
boyutta olduğunu, ancak kendisinin küçüldüğünü fark etti. ellerine ve bedenine
baktı. her şey normal görünüyordu. gözlerine inanamıyordu. bu şişenin
içerisinden nasıl çıkacaktı? peki bu şişeden çıktıktan sonra ne yapacaktı?
hiçbir fikri yoktu. olduğu yere oturarak ağlamaya başladı. saatlerce ağladıkça
gözyaşları şişenin dibinde birikti. hava karardı. insanların adımları
seyrekleşti. zamanla daha az insan şişenin etrafından geçmeye başladı.
etraftaki ışıkların bir çoğu söndü. ayağa kalkıp etrafı izlediği sırada büyük
bir karartının ona yaklaşmakta olduğunu gördü. korkuyla camın diğer tarafına
giderek iki elini kocaman açıp bağırmaya başladı. koca karartı aniden durdu.
içinde bulunduğu cam şişeyi bir el kavradı, usulca yerden aldı. camın dışında
kendisini izleyen büyük mavi bir göz vardı. bu mavi göz sokaklarda yaşayan
alkolik yaşlı bir adama aitti. adam güçlükle banka oturdu, şişeyi avucuna doğru
çevirerek içinden çıkmasına yardım etti. camın üzerinde sürünerek şişeden
çıktı. “inanamıyorum, içeride havasızlıktan neredeyse öleceğim sandım. sen bana
tekme mi atacaktın?” bir insanın avucunda duruyorken adama kızgınlıkla
bakıyordu, adam çok daha şaşkındı. “sen, sen insan mısın?” adamın şaşkınlıkla
kendisine bakan yüzüne doğru eğildi. “en az senin kadar insanım, ama bu
haldeyim, bugün biraz uyuyayım dedim, uyandığımda bir şişenin içindeydim.”
yaşlı adam büyük bir kahkaha patlattı. diğer eliyle ceketinin cebinden bir
şarap şişesi çıkardı. “sanırım bu mereti daha fazla içmemeliyim.”…. klavyeyi
elinden bırakarak iki eli arasına aldı kafasını, “sanırım daha fazla yazmaya
devam etmemeliyim” dedi. son zamanlarda yaşadıklarını betimlemekte
zorlanıyordu. aslında masal yazmak için başladığı bu yazı biraz daha hayatın
gerçeklerine dönüşüyordu. “düşüncelerimi kaybettim” dedi, “cümlelerimi, beni
olduğum bu odadan uzayın derinliklerine atabilen hayal gücümü kaybettim.” tıpkı
o şişenin içerisinde küçücük bedeniyle hapsolmuş gibi hissediyordu. diğer tüm
insanlar, tüm hayat kendisinden çok fazla büyük geliyordu. önce yaşamak için
doğru yerde olmadığını düşündü, sonra da doğru bedende. korku insana yaşadığını
hissettirirdi, yaşamayı fazlasıyla hissediyordu. oturduğu yerden kalkarak
yatağına uzandı, kendisine sarıldı. yere düşen bir şişenin sesiyle uyandı
aniden. gözlerini açtığında yatağında değildi. yeni aydınlanan bir gün ile
sokakta bir bankta doğruldu yerinden. yere bir şarap şişesi düşmüştü. elleri
yaşlı bir adamın elleriyle aynıydı. üzerinde eski yırtık kirli kıyafetler
vardı. kafasında hiçbir düşünce yoktu ve huzurlu uyanmıştı. o an etrafa bakarak
seslendi: evreka!
Eylül 2017
geçmişten gelen yazılar demeti serisi

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder